Aşk ve Evlilik / İlişkiler

Aşkın Vücudumuzdaki Etkileri

By  |  0 Yorum

Aşkın vücudumuzdaki etkileri; Yapılan araştırmalarda ortaya çıkan gerçek vücudun aşk iksiri sağladığı. Aşkın vücudumuzdaki etkilerini sizler için araştırdık.

İşte aşkın vücudunuzda sağladığı değişimler... 

Farklı hormonlar aynı anda farklı etkiliyor: Aşık olan kişiler kalbin daha hızlı çarpması, yüzün kızarması ve ellerin terlemesi gibi tepkiler veriyor. Bu durumdan vücutta salgılanan dopamin, noradrenalin ve feniletilamin sorumlu. 

Dopamin yoğun mutluluk, yoksunluk ve bağımlılıkta önemli rolü oynuyor. Madde ve bazı ilaç bağımlılıklarında da etkili bir hormon. 
Noradrenalin adrenaline benziyor. Adeta ayakları yerden kesiyor ve kalp çarpıntısına neden olup heyecan yaratıyor. Aynı zamanda dikkat, kısa süreli hafıza, hiperaktivite, uykusuzluk ve hedefe yönelik davranıştan sorumlu. Yüksek dopamin seviyeleri noradrenalin ile ilişkili. 


Aşk iksiri, dopamin ve noradrenalin karışımında:

Yapılan araştırmalarda bu iki hormonun birlikte salgılanmasıyla sevinç, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah azalması ve artmış dikkate neden olduğunu ve aşık olunduğunda vücudun bu hormonlardan oluşan “aşk iksirini” salgılamaya başladığı belirtiliyor. 
Helen Fisher’in ekibiyle birlikte yaptığı bir fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmasında, aşık olunan kişinin fotoğrafına bakıldığı anda yapılan çekimlerde, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde kanlanma artışının olduğu saptanıyor. 

Aşıkların beyni obsesif kompulsifler gibi:

Başka bir çalışmada, aşık olan insanların beyninde mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin azaldığı ortaya çıkmış. Bulunan düşük serotonin hormonu seviyelerinin, obsesif kompulsif (tekrar eden takıntılı davranış) bozukluk hastalarında ortaya konan serotonin eksikliği ile benzer olduğu için kişi, aşık olduğu insanı aklından çıkaramıyor. 

Bağlanmadan sorumlu hormonlar bile var:

Oksitosin ve vazopressin hormonlarının özellikle bağlanma ile ilişkili hormonlar. 
Dolayısıyla aşktaki bağlanmadan sorumlular. University of California, San Francisco'dan araştırmacılara göre oksitosin hormonu, diğer insanlarla sağlıklı ilişki kurmak ve sürdürebilmek için gerekiyor. 
Orgazm sırasında salgılanıyor ve duygusal bir bağın kurulmasını sağlıyor. Aynı zamanda doğum sırasında ve emzirme döneminde de salgılanıyor. 

Doğum eylemindeki kasılmalar oksitosin olmazsa başlamaz. Doğumla bebeği önce anneden ayıran ancak doğumdan sonra tekrar anneye bağlayan hormondur. Doğumlardan sonra rastlanan olası bebek reddini ortadan kaldırır. Emzirme sırasında da süt kanallarının daha iyi kasılmasını ve bebeğin daha kolay emmesini sağlar. 

Vazopressin erkeklerde sosyal davranıştan özellikle başka erkeklere gösterilen saldırganlıktan sorumlu. Ayrıca uzun süreli ve tek eşli ilişki ile ilişkili. Bu her iki hormonunun konsantrasyonu yoğun romantik bağlanmada, eşleşme sırasında ve seks yapıldığında yükseliyor. 
Vazopressin ve Oksitosin reseptörleri beyin kökünün çeşitli bölümlerine dağılıyor ki bu bölgeler, aşk ve anne sevgisiyle aktive olur. 
Dr. Fisher oksitosin ve vazopressinin, dopamin ve noradrenalin yolakları ile çatışması nedeniyle bağlanmanın artmasıyla tutkulu aşkın söndüğünü belirtiyor. 

Aşkın ömrü üç yıl:

Aşkın ömrü üzerinde uzun süreden beri tartışmalar devam ediyor. Ancak bilinen gerçek şu ki, tutkulu aşk zaman içinde azalıyor. Yapılan bilimsel araştırmalarda aşkın ömrünün 2-3 yıl olduğu saptanmış. Aşk için gerekli olan dopamin, noradrenalin ve feniletamin gittikçe azalıyor. 
Aşık olunan kişinin hataları birdenbire görünmeye başlanıyor. Aslında aşık olunan insan değişmiyor ancak aşık olan kişi mantık çerçevesinde değerlendirmeye başlıyor. 
Bu durumda iki seçenek çıkıyor kişinin karşısına aşkınız bitiyor ya da sağlam bir ilişki haline dönüyor. Eğer ilişki devam ederse endorfinler devreye giriyor ve huzur, güven gibi duygular ilişkiye ekleniyor. 
Seksle beraber oksitosinin salınması ile doyum ve bağlanma gerçekleşiyor. 

Kendimize benzeyeni seçiyoruz:

Yapılan bilimsel araştırmalara göre aslında kişiler eşlerini de kendisine benzeyen kişilerden seçiyor. İskoçya’da Univercity of St.Andrews’da yapılan bir çalışmanın sonucuna göre, eş seçimi ile ilgili yapılan testlerde kişilerin, kendilerine gösterilen ve içinde yüzlerin olduğu fotoğraflardan, genellikle kendilerine benzeyenleri seçme eğiliminde olduğu saptanmış. Görünüşte olduğu gibi kişilik seçiminde de kendi geçmişi çoğunlukla aile ya da çocuklukta yakın olanları hatırlatan kişiler tercih ediliyor.

 

Yorum Yazın...